03-09 EYLÜL HALK SAĞLIĞI HAFTASI
03-09 EYLÜL HALK SAĞLIĞI HAFTASI

HALK SAĞLIĞI ve SAĞLIK HİZMETLERİ KAVRAMLARI

Prof. Dr. Zafer Öztek

Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

 

Halk Sağlığı

Sağlık hizmetlerinin hastalara verilen tıbbi hizmetlerden daha geniş bir kavram olduğunun ne yazık ki net olarak anlaşıldığı söylenemez.  Bunun temel nedeni, sağlık hizmetlerine halâ dar ve geleneksel biyo-medikal anlayışla yaklaşılması olabilir. Oysa, hastalıkların nedenlerinin yalnızca biyolojik değil, fiziksel ve sosyal etmenler olduğu, sağlık hizmetlerinin asıl hedefinin kişilerin hastalıklardan korunmaları ve toplumun sağlık düzeyinin geliştirilmesi olduğu ve bu işlerin yalnızca sağlıkçıların değil devletin işi olması gerektiği 1800’lü yıllardan buyana bilinmektedir. 1842 yılında Edwin Chadwick adlı sosyal reformcu “İngiltere’de çalışan nüfusun sanitasyon koşulları üzerine genel rapor” adıyla yayınladığı raporda hastalıkların çoğunun çevre kirliliğinden ve sanitasyon eksikliğinden kaynaklandığını ve yoksulluğa neden olduğunu savundu (Eren 1996). Bu raporun ışığı altında İngiltere’de 1848 yılında tarihteki ilk “Halk Sağlığı Yasası” çıkartıldı. Bu yasayla halk sağlığının bir devlet sorumluluğu olduğu ve çevresel düzenlemelerin yerel sağlık otoritelerinin sorumluluğu olduğu kabul edildi. Chadwick tarafından kaleme alınan rapor diğer Avrupa ülkelerini ve ABD’yi etkiledi ve dünyada bir halk sağlığı reformunun başlamasına yol açtı. 

Aynı yıllarda Almanya’da bir patoloji ve antropoloji uzmanı olan Rudolf Virchow bir tifüs salgınını incelemek üzere görevlendirilmişti. Virchow yazdığı raporda salgının altında yoksulluk ve açlık gibi nedenlerin yattığını ve yalnızca tıbbi değil sosyal önlemlerin de alınması gerektiğini önerdi; sosyal ve ekonomik faktörlerin önemini belirtti ve hükümetlerin vatandaşlarının sağlığını korumakla görevli olduğunu ve bu alanda önlemler alması gerektiğini dile getirdi (Krieger ve Birn, 1998; HASUDER 2014) . Grothjan  1923 yılında yayınlanan “Sosyal Hijyen Sözlüğü” isimli kitabıyla hastalıkların oluşmasında sosyal etmenlerin önemini ortaya koydu (Rabson, 1936) ve sosyal hekimliğin tanımını yaparak, halk sağlığı hizmetlerinin bütün toplumun gereksinimi ve hakkı olduğu, bu hizmetlerin kamu tarafından herkese sağlanması gerektiği görüşünü dile getirdi (Öztek, 2026).

Bu gelişmelerin olduğu 20. yüzyılın ilk yarısında halk sağlığının çeşitli tanımları yapıldı. Bu arada ABD’de bir bakteriyolog olan Dr. Winslow 1923 yılında halk sağlığının günümüzde de geçerliliğini koruyan tanımını yaptı : “Halk sağlığı, organize edilmiş toplum çalışmaları sonunda çevre sağlık koşullarını düzelterek, bireylere sağlık bilgisi vererek, bulaşıcı hastalıkları önleyerek, hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlayarak, sağlık örgütleri kurarak, toplumsal çalışmaları her bireyin sağlığını sürdürecek bir yaşam düzeyini sağlayacak biçimde geliştirerek hastalıklardan korunmayı, yaşamın uzatılmasını, beden ve ruh sağlığı ile çalışma gücünün arttırılmasını sağlayan bir bilim ve sanattır.”

Bu tanımdan anlaşılması gereken şudur: Nasıl, bireyler hastalanır ve sağlık sorunları yaşarlarsa, toplumların da sağlık sorunları olur. Bireylerin hastalıkları teşhis ve tedavi edilebildiği gibi, toplumların sağlık sorunları da teşhis ve tedavi edilebilir. Bireylerin hastalıkları biyokimya, mikrobiyoloji, radyoloji, patoloji laboratuvarlarının yardımıyla, toplumların sağlık sorunları ise epidemiyolojik yöntemlerle (araştırma ve analizler) teşhis edilir. Nasıl, bireylerin hastalıklarını tedavi edebilmek için nedenlerini bilmek gerekirse, toplumların sağlık sorunlarının da altında yatan fiziksel, biyolojik ve sosyal faktörleri bilmek gerekir. Klinisyenler tedavi amacıyla tıbbi ve cerrahi yöntemleri kullanırlar; toplumların sağlık sorunları ise sağlık hizmetlerinin iyi organizasyonu, yönetimi ve sağlık eğitimi ile tedavi edilebilir. Özetle, halk sağlığı bilim dalı, toplumların sağlık sorunlarını teşhis ve tedavi eden bir klinik tıp dalıdır.  Aradaki tek fark, geleneksel klinik dalların, deyim yerindeyse ağaç ile, halk sağlığı uygulamalarının ise ormanla ilgilenmesidir.

Tıbbi Hizmetler ve Sağlık Hizmetleri

Sağlık hizmetleri ile tıbbi hizmetler genellikle karıştırılmaktadır. Tıbbi hizmetler, doğrudan sağlık personeli tarafından verilen ve ağırlıkla teşhis ve tedavi işlerini kapsayan hizmetlerdir. Tıbbi hizmetlerin odağında hekim, diş hekimi, hemşire, eczacı, fizyoterapist, hastane, ilaç ve tedavi vardır. Tıbbi hizmetler, yitirilmiş sağlığın onarılması ve yeniden kazanılması demektir.

 

Sağlık hizmetleri ise tıbbi hizmetleri de kapsayan, ama, tıbbi hizmetlerden daha geniş bir yelpazeyi tanımlar. Sağlık hizmetleri, toplumun sağlığını koruma ve geliştirme odaklıdır. Bu yaklaşıma göre sağlık hizmetlerinin asıl amacı kişilerin hastalanmaması, dolayısıyla hekime ve hastaneye muhtaç olmaması demektir.

 

Tıbbi hizmetler tek sektörlüdür. Yani, tıbbi hizmetlerin asıl sorumlusu Sağlık Bakanlığı ve bu bakanlığın kontrolündeki kamu ve özel tıbbi kuruluşlardır. Oysa, sağlığı koruma ve geliştirme konusu yalnızca Sağlık Bakanlığının ve sağlık personelinin değil, birçok meslek grubunun ve sektörün de görevidir. Hatta, bu hizmetlerin çoğunun Sağlık Bakanlığı dışındaki sektörlerce yapıldığını söylemek yanlış olmaz. Örneğin, bir öğretmen öğrencilere diş fırçalama konusunda eğitim yaparken aslında bir tür sağlık hizmeti yapmaktadır; bir imam cemaate temizliğin önemini, doğum kontrolünün İslâm dinine uygun olduğunu söylerken sağlık hizmetlerine katkı yapmaktadır; bir veteriner hekim hayvanları kuduz hastalığına karşı aşılarken, bir mühendis fabrika bacalarına filtre uygularken dolaylı olarak insan sağlığına katkı yapmaktadır.  Bunun gibi, tarım elemanından çöpçüye, kaymakamdan maliyeciye kadar birçok meslek üyesinin ve eğitim, tarım, iç işleri, ulaştırma, turizm, çevre, çalışma, sosyal hizmetler, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, sendikalar, işverenler, sivil toplum kuruluşları gibi birçok sektörün toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili görev ve sorumlulukları vardır. Sağlık hizmetleri, yalnızca herhangi bir bakanlığının değil topyekûn Devletin görevidir. Yani, toplum sağlığı, devletin hemen bütün kurum ve kuruluşlarının doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlayacağı bir tıbbi hizmet olmanın yanında bir sosyal hizmet türüdür. (Öztek Z. 2026)

 

Kaynaklar

Eren, (1996) Çağlar Boyunca Toplum, Sağlık ve İnsan, Somgür Yayıncılık, Ankara, 1996.

HASUDER (2014) Dr. Bülent Kılıç Dr. Ceyda Şahan Dr. Hande Bahadır, (Türkiye’de Halk Sağlığı Uzmanları İçin İnsangücü Planlaması (2013-2023), HASUDER Sağlık Politikaları ve İstihdam Çalışma Grubu Raporu, 2014 Isbn:978-975-97836-8-6. 

Krieger N, Birn AE. (1998) A vision of social justice as the foundation of public health: commemorating 150 years of the spirit of 1848, Am J Public Health, 1998, Nov. 88(11): 1603-6.

Öztek, Z. Halk Sağlığı – Kuramlar ve Uygulamalar (2. Baskı), Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Yayını, Ankara, 2026. (www.ssyv.org.tr)

Rabson, S. M. (1936) Alfred Grotjahn, Founder of Social Hygiene, Bulletin of the New York Academy of Medicine; vol. 12, no. 2, p. 43; Feb; New York 

Sağlığın En İyi Hali Nerede Başlar?

Dr. Özlem Aker

Düzen Laboratuvarlar Grubu

Herhangi bir insana, “Sağlık hizmetinin en başarılı olduğu anı nasıl tanımlarsınız? “diye sorulsa, muhtemelen “Hastalandığımda doğru doktoru bulduğum ve iyileştiğim zaman” diyecektir. Oysa halk sağlığı bize daha şaşırtıcı bir cevap verir: Sağlık hizmetinin en başarılı olduğu an, aslında hiç hastalanmadığımız andır.

Çünkü koruyucu hekimliğin temel fikri son derece nettir: Hastalık ortaya çıktıktan sonra onu tedavi etmek yerine, mümkünse daha ortaya çıkmadan engellemek. Bunun hem insan hayatı, hem de toplumun kaynakları açısından çok büyük bir önemi vardır.

Bir toplumun sağlık düzeyini yalnızca hastanelerin sayısı, hekimlerin niteliği ya da kullanılan ileri teknolojiler belirlemez. Gerçek anlamda güçlü bir sağlık sistemi, insanların hastalanmasını beklemeden onların sağlığını korumaya ve hastalıkların ortaya çıkmasını önlemeye çalışır. Bu nedenle koruyucu hekimlik ve halk sağlığı hizmetleri, ulusal sağlık politikalarının temelini oluşturmalıdır.

Koruyucu hekimliğin tedavi edici hekimlikten öncelikli olmasının en temel nedeni, hastalığın ortaya çıkmasını engellemenin, ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten çoğu zaman daha etkili, daha ucuz ve daha adil olmasıdır. Aşılama bunun en belirgin örneğidir. Bir çocuğun aşılanması, yalnızca o çocuğu enfeksiyondan korumaz; toplumdaki bulaş zincirinin kırılmasına da katkıda bulunur. Buna karşılık hastalık ortaya çıktıktan sonra yoğun bakım, ilaç, cerrahi ve uzun süreli rehabilitasyon gereksinimi doğabilir. Koruyucu hizmet, daha hastalık oluşmadan müdahale ederek hem bireysel acıyı,  hem de sağlık sisteminin yükünü azaltır.

Koruyucu hizmetlerin ekonomik değeri özellikle kronik hastalıklarda daha belirgindir. Sigaranın azaltılması, sağlıklı beslenmenin teşvik edilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıkların erken saptanması, ileride ortaya çıkabilecek kalp-damar hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği ve bazı kanserlerin yükünü azaltabilir. Örneğin hipertansiyonu erken dönemde saptayıp uygun biçimde kontrol altında tutmak, yıllar sonra gelişebilecek inme veya kalp yetmezliğinin tedavi maliyetinden çok daha düşük bir maliyetle gerçekleştirilebilir. Benzer şekilde rahim ağzı kanseri taraması, kanser ortaya çıktıktan sonra uygulanacak cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedavilerden çok daha düşük maliyetle hastalık yükünü azaltabilir.

 

Gelir ve eğitim düzeyi düşük, sağlık hizmetlerine erişimi sınırlı, kalabalık ve sağlıksız konutlarda yaşayan, temiz su ve sanitasyon olanakları yetersiz, çevresel ve mesleki risklere daha fazla maruz kalan toplumlarda, gruplarda koruyucu hizmetlerin önemi daha da artar. Çünkü bu gruplarda hastalık yalnızca bireysel davranışların değil, yaşam koşullarının da sonucudur.

Bu nedenle halk sağlığı insanı çevresinden bağımsız bir varlık olarak ele alamaz. Temiz suya ulaşamayan, hava kirliliğine maruz kalan, güvenli konutlarda yaşamayan veya sağlıksız çalışma koşullarında bulunan bir kişiye yalnızca ilaç vermek, hastalığın nedenine değil sonucuna müdahale etmektir. Çevrenin sağaltılması, aslında insanın sağaltılmasının bir parçasıdır. İçme suyunun temizlenmesi, kanalizasyon sistemlerinin kurulması, hava kirliliğinin azaltılması, gıda güvenliğinin sağlanması ve işyerlerinin güvenli hale getirilmesi; tek tek hastaları tedavi etmekten çok daha geniş bir nüfusun sağlığını aynı anda koruyabilir.

Sonuç olarak halk sağlığının temel sorusu “Hastayı nasıl tedavi ederiz?” den önce “Bu hastalık neden ortaya çıktı ve ortaya çıkmasını nasıl engelleyebiliriz?” olmalıdır. Tedavi edici hekimlik bireyin hastalığını iyileştirirken, koruyucu hekimlik toplumun hastalanma riskini azaltır. Güçlü sağlık politikalarının hedefi ise ikisini karşı karşıya koymak değil; hastalanmayı mümkün olduğunca önleyen, hastalandığında ise etkili biçimde tedavi eden bütüncül bir sağlık sistemi kurmaktır.

Her hakkı saklıdır © DÜZEN SAĞLIK GRUBU POLİKLİNİĞİ
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Mah. 2400 Cad. No: 2 Çayyolu-Çankaya/ANKARA Tel: (0312) 240 02 22 Faks: (0312) 240 07 72