Genetiği Düzenlenmiş Domuz Böbreği, İnsan Böbreği Nakline 271 Günlük Köprü Sağladı
Genetiği Düzenlenmiş Domuz Böbreği, İnsan Böbreği Nakline 271 Günlük Köprü Sağladı

The Lancet’te yayımlanan tek hastalık ilk-insan çalışmasında, genetiği düzenlenmiş bir domuz böbreği 271 gün boyunca diyaliz gereksinimini ortadan kaldırdı. Domuz böbreğinin işlevini kaybetmesinin ardından hasta, bağışıklık sistemi açısından belirgin bir duyarlılık gelişmeden insan böbreği nakline geçebildi. Bulgular önemli bir klinik ilerlemeye işaret etse de yöntemin etkinliği ve uzun dönem güvenliği henüz kanıtlanmış değil.

Son dönem böbrek hastalığında böbrek nakli, yaşam süresi ve yaşam kalitesi açısından en etkili tedavi seçeneği olmaya devam ediyor. Bununla birlikte bağışlanan organ sayısının ihtiyacı karşılayamaması, çok sayıda hastanın yıllarca diyaliz tedavisi altında beklemesine neden oluyor. Genetiği düzenlenmiş hayvan organlarının insanlara nakledilmesi anlamına gelen ksenotransplantasyon, bu açığın azaltılmasına yönelik araştırılan yaklaşımlardan biri.

Massachusetts General Hospital araştırmacıları tarafından yürütülen ve The Lancet’te yayımlanan çalışma, genetiği düzenlenmiş bir domuz böbreğinin canlı bir hastada sağladığı desteği ve sonrasında gerçekleştirilen insan böbreği naklinin sonuçlarını bildiriyor. Çalışma, ABD Gıda ve İlaç Dairesinin genişletilmiş erişim programı kapsamında planlanan üç hastalık araştırmanın ilk olgusunu kapsıyor.

Şekil 1.1. Genetiği düzenlenmiş domuz böbreğinin naklinden, 271 günlük diyalizden bağımsız destek ve 82 günlük hemodiyaliz döneminin ardından gerçekleştirilen insan böbreği nakline kadar uzanan klinik zaman çizelgesi.

Diyaliz gereksinimi 271 gün boyunca ortadan kalktı

Çalışmaya, tip 2 diyabete bağlı son dönem böbrek hastalığı bulunan ve iki yıldır hemodiyaliz uygulanan 66 yaşındaki bir erkek hasta alındı. Hastanın uygun bir canlı vericisi bulunmuyordu. Kan grubu O olan hastanın insan böbreği için bekleme süresinin beş yılı aşacağı ve beş yıl içinde organ bulabilme olasılığının yaklaşık yüzde 9 olduğu öngörülüyordu.

Hastaya 25 Ocak 2025 tarihinde, insan bağışıklık sistemiyle uyumluluğu artırmak amacıyla genetiği düzenlenmiş bir Yucatan minyatür domuzundan elde edilen böbrek nakledildi. Kullanılan böbrekte başlıca domuz kaynaklı karbonhidrat antijenlerinin ortadan kaldırılması, kompleman, inflamasyon ve pıhtılaşma yanıtlarını düzenleyen insan genlerinin eklenmesi ve domuz endojen retrovirüslerinin etkisizleştirilmesi dahil toplam 69 genomik değişiklik bulunuyordu.

Nakledilen böbrek hemen çalışmaya başladı. Hastanın nakil öncesinde 7,0 mg/dL olan serum kreatinin düzeyi yaklaşık bir hafta içinde 1,5 mg/dL civarına geriledi. Hasta 271 gün boyunca diyalize ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürdü.

Erken rejeksiyon tedavi edildi, ancak geç dönemde damar hasarı gelişti

Naklin 14. gününde yapılan biyopside T hücre aracılı rejeksiyon saptandı. Kortikosteroid ve antitimosit globulin tedavisiyle böbrek fonksiyonları düzeldi; 25. gündeki kontrol biyopsisinde rejeksiyonun histolojik olarak gerilediği görüldü.

Böbrek fonksiyonları yaklaşık altı ay boyunca genel olarak kararlı seyretti. Ancak bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle bağışıklık baskılayıcı tedavinin ve kompleman inhibisyonunun azaltıldığı dönemlerin ardından böbreğin küçük damarlarında ilerleyici endotel hasarı ortaya çıktı. Bu süreç trombotik mikroanjiyopatiye, yani küçük damarlarda pıhtılaşma ve doku hasarıyla seyreden bir tabloya dönüştü.

İncelemelerde klasik antikor aracılı rejeksiyonu destekleyen veriler saptanmadı. Hasarlı dokuda T hücrelerinden çok makrofajların ve doğal öldürücü hücrelerin baskın olması, domuzdan insana yapılan nakillerde doğuştan gelen bağışıklık yanıtının ve damar endoteli uyumsuzluğunun önemli olabileceğini düşündürdü.

İlerleyici ve geri dönüşümsüz hasar nedeniyle domuz böbreği nakilden 271 gün sonra çıkarıldı.

İnsan böbreği nakline geçiş mümkün oldu

Domuz böbreğinin çıkarılmasından sonra hasta 82 gün süreyle yeniden hemodiyaliz aldı. Ardından yaşamını yitirmiş bir vericiden insan böbreği nakli gerçekleştirildi. Yeni böbrek hemen çalışmaya başladı.

Domuz böbreğine karşı gelişen bağışıklık yanıtının daha sonraki insan böbreği naklini güçleştirip güçleştirmeyeceği, ksenotransplantasyonun önemli belirsizliklerinden biri. Bu olguda anti-HLA antikorlarında kalıcı bir artış saptanmadı ve insan böbreği nakli sırasında klinik olarak anlamlı bir bağışıklık duyarlanması gösterilmedi. Bununla birlikte hastaya nakledilen insan böbreğinin tesadüfen sıfır HLA uyumsuzluğuna sahip, oldukça elverişli bir organ olduğu da değerlendirmede dikkate alınmalı.

Hasta, insan böbreği naklinden sonraki 231 günlük izlemde diyalizden bağımsız yaşamını sürdürdü ve serum kreatinin düzeyi 1,0–1,1 mg/dL arasında seyretti.

Domuz kaynaklı enfeksiyon saptanmadı

Ksenotransplantasyonun bir diğer önemli konusu, hayvanlardan insanlara mikroorganizma geçişi olasılığı. Hastada nakil sürecinde bakteriyel enfeksiyonlar gelişmiş olsa da bunların domuz böbreğinden kaynaklandığını gösteren bir bulgu elde edilmedi. Metagenomik plazma dizilemesi ve hedefe yönelik mikrobiyolojik testler dahil yoğun izlem boyunca domuz kaynaklı bir patojen veya porcine sitomegalovirüs geçişi saptanmadı.

Ancak tek bir hastada ve sınırlı izlem süresinde enfeksiyon görülmemesi, yöntemin zoonotik açıdan bütünüyle güvenli olduğunu kanıtlamıyor. Araştırmacılar, biyogüvenli koşullarda yetiştirilen verici hayvanların kullanılması ve alıcıların uzun süreli mikrobiyolojik izleminin gerekli olduğunu vurguluyor.

Sonuçlar nasıl değerlendirilmeli?

Çalışmanın en önemli bulgusu, genetiği düzenlenmiş domuz böbreğinin bir hastada dokuz aya yakın diyalizden bağımsız yaşam sağlaması ve daha sonraki insan böbreği naklini engelleyen belirgin bir bağışıklık duyarlanmasına yol açmaması. Bu durum, ksenotransplantasyonun uygun hastalarda insan organı bulunana kadar geçici bir “köprü tedavisi” olarak kullanılabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Bununla birlikte çalışma yalnızca tek bir hastayı kapsıyor; kontrol grubu bulunmuyor ve hastanın tedavi süreci enfeksiyonlar, bağışıklık baskılayıcı ilaç değişiklikleri ve diğer klinik olaylardan etkilenmiş durumda. Ayrıca domuz böbreği 271 günün sonunda ilerleyici damar hasarı nedeniyle kaybedildi. Dolayısıyla sonuçlar, yöntemin yaygın kullanıma hazır olduğunu değil, klinik olarak araştırılmaya değer bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor.

Daha geniş hasta gruplarında yapılacak çalışmalar; nakledilen organın dayanıklılığını, enfeksiyon risklerini, uygun bağışıklık baskılama stratejilerini, maliyeti ve ksenotransplantasyonun organ nakli sistemindeki yerini belirlemek açısından önem taşıyor.

Uzm. Dr. Aytekin Fırtına 10.09.2026

 

Kaynak: Riella LV, Borges TJ, Rosales IA ve ark. Porcine kidney xenotransplantation as a bridge to allotransplantation: a first-in-human study. The Lancet. Çevrim içi yayın tarihi: 3 Eylül 2026.

https://doi.org/10.1016/S0140-6736(26)01295-X

 

Her hakkı saklıdır © DÜZEN SAĞLIK GRUBU POLİKLİNİĞİ
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Mah. 2400 Cad. No: 2 Çayyolu-Çankaya/ANKARA Tel: (0312) 240 02 22 Faks: (0312) 240 07 72