28 Eylül 2026’da Güneş’in batı yarısında yüz binlerce kilometre boyunca uzanan büyük bir filament kararlılığını kaybederek yükseldi ve uzaya doğru savruldu. Bu olayın ardından oluşan koronal kütle atımının (CME) dış bölümünün 2 Ekim’de Dünya’ya ulaşması bekleniyor.
Olayın dikkat çekici yanı yalnızca filamentin olağanüstü büyüklüğü değil. Günümüzde bir CME’nin Güneş’ten ayrılışını gözleyebiliyor, hızını ve yönünü ölçebiliyor ve yaklaşık 150 milyon kilometrelik yolculuğunun sonunda Dünya’ya ne zaman ulaşacağını günler öncesinden hesaplayabiliyoruz. Buna karşılık Dünya üzerindeki etkisinin büyüklüğünü belirleyen en önemli özelliklerden birini — taşıdığı manyetik alanın yönünü — ancak CME Dünya’ya oldukça yaklaştığında doğrudan ölçebiliyoruz.
Bu nedenle 28 Eylül olayı, yalnızca büyük bir Güneş olayı değil, uzay hava tahminlerinin bugün ulaştığı düzeyi ve hâlâ karşı karşıya olduğu önemli bir belirsizliği göstermesi bakımından da dikkat çekici.
Güneş’ten ne koptu?
NASA kayıtlarına göre 28 Eylül’de yaklaşık 13:51 UTC’de, Güneş’in batı yarısındaki çok büyük bir filament yükselmeye başladı. Oluşan koronal kütle atımı (CME), SOHO/LASCO C2 koronagrafında 14:36 UTC’de gözlendi; daha sonra SOHO/LASCO C3, GOES CCOR-1 ve STEREO-A tarafından da izlendi.
Filament Güneş yüzeyinde yaklaşık 55 derecelik bir yay boyunca uzanıyordu. Bu geometriden hareketle yapının uzunluğu yaklaşık 670.000 kilometre mertebesinde hesaplanabilir. Bu, Dünya çapının yaklaşık 50 katına ve Dünya ile Ay arasındaki ortalama mesafeden daha büyük bir uzunluğa karşılık gelir.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir:
Güneş’te meydana gelen olayın fiziksel büyüklüğü, Dünya’da oluşturacağı etkinin büyüklüğünü tek başına belirlemez.
Filament nasıl bir CME’ye dönüşür?
Güneş filamentleri, Güneş’in çok sıcak dış atmosferi olan koronanın içinde, manyetik alanlar tarafından taşınan ve çevrelerine göre daha soğuk ve yoğun plazma yapılarıdır.
Manyetik yapı kararlılığını kaybettiğinde filament yükselmeye başlayabilir. Manyetik yeniden bağlanma süreçleriyle birlikte büyük miktarda plazma ve manyetik alan Güneş’ten ayrılarak gezegenlerarası uzaya yayılabilir.
Bu olaya koronal kütle atımı — Coronal Mass Ejection (CME) adı verilir.
CME’ler çok büyük miktarda plazmayı ve onun içine gömülü manyetik alanı uzaya taşıyabilir. Fakat Dünya üzerindeki etkileri yalnızca büyüklüklerine bağlı değildir.
CME’nin hızı, hareket yönü, Dünya’ya doğrudan mı yoksa kenardan mı ulaştığı ve taşıdığı manyetik alanın yönü birlikte önem taşır.
Bu CME doğrudan Dünya’ya mı geliyor?
Mevcut modellemelere göre hayır.
NASA analizinde CME’nin ana yapısının hızı yaklaşık 447 km/s, önündeki şok yapısının hızı ise yaklaşık 501 km/s olarak hesaplandı.
CME’nin ana hareket doğrultusu Dünya–Güneş hattının yaklaşık 29 derece batısında ve 15 derece kuzeyinde bulunuyor.
Dolayısıyla CME’nin merkezi Dünya’ya doğrultulmuş değil. Dünya’nın genişleyen yapının dış kanadından etkilenmesi bekleniyor.
Uzay hava tahminlerinde bu durum glancing blow olarak tanımlanıyor; başka bir deyişle doğrudan çarpma yerine sıyırıcı veya yanal bir etki bekleniyor.
Bu geometri, Güneş’te son derece büyük bir olay meydana gelmesine rağmen neden Dünya’da şimdilik yalnızca küçük düzeyde bir jeomanyetik fırtına beklendiğini de açıklıyor.
2 Ekim’de ne bekleniyor?
NASA’nın modellemeleri CME’nin Dünya yakınlarına 2 Ekim 2026’da ulaşacağını gösteriyor.
İlk WSA–ENLIL+Cone model çalışmasında varış zamanı:
2 Ekim 03:15 UTC ±7 saat
olarak hesaplandı.
Modelde CME’nin oluşturabileceği maksimum jeomanyetik etkinlik Kp 3–5 aralığında değerlendiriliyor.
Farklı başlangıç koşullarını değerlendiren daha sonraki 27 üyeli ensemble modellemesinde ise ortalama varış zamanı yaklaşık 2 Ekim 00:05 UTC olarak hesaplandı. Simülasyonların %96’sında CME’nin Dünya yakınındaki uzay araçlarına ulaşması öngörülürken, maksimum Kp değerinin büyük olasılıkla 2–4 aralığında kalacağı tahmin edildi.
NOAA Space Weather Prediction Center ise 2 Ekim için G1 – Minor (Küçük) jeomanyetik fırtına olasılığını dikkate alıyor.
G1, NOAA’nın beş basamaklı jeomanyetik fırtına ölçeğinin en düşük düzeyidir. Bu düzeyde etkiler esas olarak yüksek jeomanyetik enlemlerde görülür; kutup ışıklarının daha düşük enlemlere doğru genişlemesi, elektrik şebekelerinde küçük dalgalanmalar ve bazı uydu operasyonlarında sınırlı etkiler söz konusu olabilir.
Mevcut tahminler Türkiye açısından günlük yaşamı etkileyecek olağan dışı bir durum göstermemektedir.
Asıl bilinmeyen: Bz
Olayın bilimsel açıdan en ilginç noktası burada ortaya çıkıyor.
CME’nin hızını ölçebiliyoruz, hangi yönde ilerlediğini belirleyebiliyoruz ve Dünya’ya yaklaşık ne zaman ulaşacağını günler öncesinden hesaplayabiliyoruz.
Fakat Dünya’daki jeomanyetik etkinin büyüklüğünü belirleyen en önemli değişkenlerden birini aynı kesinlikle önceden ölçemiyoruz:
CME’nin taşıdığı gezegenlerarası manyetik alanın kuzey–güney bileşenini, yani Bz’yi.
Dünya kendi manyetik alanıyla çevrilidir. Gelen gezegenlerarası manyetik alan kuzeye yönelmişse, Güneş rüzgârından Dünya’nın manyetosferine enerji aktarımı genellikle daha sınırlı kalır.
Ancak Bz uzun süre güneye, yani negatif değerlere yönelirse, gelen manyetik alan Dünya’nın manyetik alanıyla daha etkili biçimde yeniden bağlanabilir.
Böylece Güneş rüzgârının taşıdığı enerjinin daha büyük bir bölümü Dünya’nın manyetosferine aktarılabilir ve jeomanyetik fırtına güçlenebilir.
Bu nedenle:
Büyük ve hızlı bir CME her zaman büyük bir jeomanyetik fırtına oluşturmaz; daha mütevazı bir CME ise uygun manyetik yönelim koşullarında beklenenden daha güçlü bir etki yaratabilir.
Neden Bz’yi günler öncesinden bilmiyoruz?
CME’nin içindeki manyetik alanın yönünü Dünya’dan doğrudan ve güvenilir biçimde ölçmek bugün hâlâ mümkün değildir.
Koronagraflar CME’nin yapısını, genişliğini ve hızını belirlememizi sağlar; fakat plazmanın içine gömülü manyetik alanın Dünya’ya ulaşacak bölümünün yönünü doğrudan göstermez.
Bu bilgi, CME Dünya’nın yaklaşık 1,5 milyon kilometre Güneş tarafındaki L1 bölgesine ulaştığında doğrudan ölçülebilir.
Buradaki uzay araçları güneş rüzgârının hızını, yoğunluğunu, sıcaklığını ve manyetik alanını izler.
Yaklaşık 450 km/s hızla ilerleyen bir yapı için L1’den Dünya’ya yolculuk bir saatten daha kısa sürer.
Başka bir ifadeyle, CME’nin gelişini günler öncesinden biliyor olmamıza rağmen, onun Dünya’nın manyetik alanıyla ne kadar güçlü etkileşeceğini belirleyen kritik bilgilerden biri ancak son saate yaklaşırken kesinleşir.
Bu, günümüz uzay hava tahminlerinin önemli sınırlamalarından biridir.
Ekinoksa yakın olmamızın önemi var mı?
Jeomanyetik aktivitenin Mart ve Eylül ekinoksları çevresinde istatistiksel olarak arttığı uzun zamandır bilinmektedir.
Bunun önemli açıklamalarından biri Russell–McPherron etkisidir. Dünya’nın manyetik alanının yönelimi ile Güneş rüzgârının taşıdığı gezegenlerarası manyetik alan arasındaki geometri, ekinokslar çevresinde bazı koşullarda enerji aktarımını daha verimli hale getirebilir.
Ancak bu durum tek başına bir jeomanyetik fırtına oluşturmaz ve 2 Ekim’deki etkinin beklenenden güçlü olacağı anlamına gelmez.
Belirleyici olan yine CME Dünya’ya ulaştığında Bz’nin yönü, büyüklüğü ve güneye yönelimin ne kadar sürdüğüdür.
2 Ekim’de hangi değerleri izleyeceğiz?
CME Dünya’ya yaklaşırken özellikle dört ölçüm önem kazanacak:
Güneş rüzgârının hızı, plazma yoğunluğu, gezegenlerarası manyetik alanın toplam şiddeti ve Bz’nin yönü.
Bunların ardından Dünya’nın verdiği jeomanyetik yanıtı gösteren Kp indeksi izlenecek.
Bz belirgin biçimde güneye döner ve bu durum yeterince uzun sürerse jeomanyetik etkinlik mevcut tahminlerin üst sınırına yaklaşabilir.
Bz kuzey yönelimini korur veya yalnız kısa sürelerle güneye dönerse, CME’nin geçişi beklenenden daha az etkili olabilir.
Sonuç
28 Eylül’de Güneş’ten ayrılan filament olağanüstü büyüklükteydi ve oluşturduğu CME’nin 2 Ekim’de Dünya’ya ulaşması bekleniyor.
Ancak mevcut veriler Dünya’ya doğrudan güçlü bir çarpma değil, CME’nin dış bölümünden sıyırıcı bir etki öngörüyor.
1 Ekim itibarıyla beklenti G1 – Minor, yani küçük düzeyde bir jeomanyetik fırtına ile sınırlı.
Bu nedenle Güneş’teki olayın büyüklüğü ile Dünya açısından taşıdığı risk birbirinden ayrılmalıdır.
Olay aynı zamanda günümüz uzay biliminin ilginç bir sınırını ortaya koyuyor:
Güneş’ten yaklaşık 150 milyon kilometre uzakta meydana gelen büyük bir patlamanın Dünya’ya ne zaman ulaşacağını günler öncesinden hesaplayabiliyoruz; ancak Dünya üzerindeki gerçek etkisini belirleyen en önemli manyetik özelliklerden birini, olay neredeyse kapımıza gelinceye kadar doğrudan ölçemiyoruz.
2 Ekim’de CME’nin Dünya’ya ulaşmasının ardından güneş rüzgârı, Bz ve Kp ölçümleri değerlendirilerek bu yazı güncellenecektir.
Kaynaklar
NASA – Community Coordinated Modeling Center (CCMC), DONKI
28 Eylül 2026 CME olay kaydı; filamentin konumu, gözlem zamanı, CME hızı, yönü ve WSA–ENLIL model sonuçları:
https://kauai.ccmc.gsfc.nasa.gov/DONKI/view/CME/48872/1
NASA – CCMC CME Scoreboard
28 Eylül CME’si için WSA–ENLIL+Cone varış ve Kp tahmini:
https://webtools.ccmc.gsfc.nasa.gov/CMEscoreboard/prediction/detail/5795
NASA – CCMC/DONKI Ensemble Modeling Notification
28 Eylül CME’sinin ensemble model sonuçları ve Dünya yakınındaki olası varışı:
https://kauai.ccmc.gsfc.nasa.gov/DONKI/view/Alert/48886/1
NOAA – Space Weather Prediction Center (SWPC)
Güncel uzay hava tahminleri, jeomanyetik fırtına uyarıları ve gözlemler:
https://www.swpc.noaa.gov/
NOAA – Geomagnetic Storms
NOAA G1–G5 jeomanyetik fırtına ölçeği ve olası etkileri:
https://www.swpc.noaa.gov/phenomena/geomagnetic-storms
NASA – Space Weather
Güneş aktivitesi, CME’ler ve uzay hava olaylarının Dünya üzerindeki etkileri hakkında genel bilgiler:
https://science.nasa.gov/heliophysics/focus-areas/space-weather/